BALIKÇI İSMET · ÜÇ KUŞAKLIK BİR HİKÂYE

“İyi ki İsmet’e dedesinin adını koymuşum. Bodrum’a çok yakıştı.”

İsmet’in kendi anlatımıyla

Bir isim, üç kuşak. Hikâyenin 10 bölümünü İsmet’ten dinleyin.

01 · Yollarını Yıldızlarla Buldular
02 · Bir İyilikle Başlayan Yer
03 · Adı da İsmet
04 · Bir Lokma Bile Atmazdı
05 · Bir Kovayla Başlayan Çocukluk
06 · Babam Bizi Ayakta Tuttu
07 · Al Tekneyi Çalıştır
08 · İki Sene Şans Ver
09 · İlk Ciro: 250 TL
10 · Babaannem de Görebildi

Müzik: “Calm Acoustic Guitar for Serene Moments”, Gustavo_Alivera · CC BY 4.0

Babasının bu sözleri, üç kuşağın emeğini aynı cümlede buluşturuyor. Bir zamanlar oğlunun savrukluğundan endişe eden, aileden kalan işi ona teslim etmekte tereddüt yaşayan baba, artık İsmet’in taşıdığı isme kattığı değeri görüyor. Dedenin denizde başlayıp Bitez’de bir sofraya uzanan emeği, babanın zor yıllarda koruduğu işletme ve torunun yeniden büyüttüğü Balıkçı İsmet, bu sözlerde birbirine kavuşuyor. Dedesinin adıyla büyüyen İsmet, zamanla o adın sorumluluğunu da üstleniyor.

Bu hikâye, Bitez’de kurulan sofralardan çok önce, denizde başladı.

Ailenin Bodrum’daki izleri 1800’lü yılların sonlarına kadar uzanıyor. Bu uzun geçmişin içinde kuşakları birbirine bağlayan şey, denizden kazanılan ekmek ve ailece çalışmanın alışkanlığı oldu.

Dede İsmet, beş erkek kardeşin birlikte çalıştığı bir yokluk döneminden geliyordu. Kardeşler süngercilik ve kangavacılık yapıyor, yelkenli teknelerle Bodrum’dan Mersin’e kadar gidiyorlardı. Torununun aktardığına göre yollarını yıldızlarla buluyorlardı.

Kazandıkça birbirlerine tekne aldılar. Bir kardeş kendi teknesine geçti, ardından bir diğeri. Böylece birlikte başlayan emek, her birinin kendi işini kurmasına imkân verdi. Ailenin büyümesi, kardeşlerin birbirine verdiği destekle oldu.

Dede İsmet zamanla dalgıç çalıştıran, işi yöneten bir konuma geldi. Süngerciliğin ardından balıkçılık büyüdü; ırıp tekneleriyle çalışıldı, balıkhane işletildi. O yıllarda Bodrum’da tutulan balığın önemli bir kısmı İzmir haline gönderiliyordu. Ailenin geçimi de bu deniz ticaretinin içindeydi.

Dede İsmet, restoranın önünde.
AİLE ARŞİVİDede İsmet, restoranın önünde.
Dede İsmet, Balıkçı İsmet’te.
AİLE ARŞİVİDede İsmet, Balıkçı İsmet’te.

İsmet Dede disiplinli, tutumlu ve çalışkan bir adamdı. Yokluğu görmüş olmanın izlerini hayatı boyunca taşıdı. Restoran yıllarında bile artan yemekleri atmaz, tavuklarına götürürdü. Torununun hafızasında, arabasının etrafına toplanan yüzlerce tavuk ve hiçbir şeyi ziyan etmek istemeyen bir dede kaldı.

Bu hikâyede babaannenin de güçlü bir yeri vardı. Ailenin içindeki düzenin, ileride restoranın mutfağındaki disiplinin arkasında onun emeği bulunuyordu. Torun İsmet, dedesinin başardığı birçok şeyde babaannesinin payını özellikle vurguluyor. Güçlü, zeki ve sözünü geçiren bir kadındı. Yıllar boyunca hem aile hayatında hem işletmede sorumluluk üstlendi.

Babaannenin aile arşivindeki portresi.
AİLE ARŞİVİBabaannenin aile arşivindeki portresi.
Dede İsmet ve babaanne, aynı sofrada.
AİLE ARŞİVİDede İsmet ve babaanne, aynı sofrada.
Dede İsmet ve babaanne, şömine başında.
AİLE ARŞİVİDede İsmet ve babaanne, şömine başında.

Restoranın bulunduğu yerin alınışıysa büyük bir turizm hesabıyla gerçekleşmedi.

Bitez, o dönemde balıkçı ve süngerci teknelerinin sığındığı doğal bir limandı. Dede İsmet, teknelere kumanya götürürken kıyıda yaşayan yaşlı bir adama da ilaç ve ekmek taşıyordu. Bir gün o adam, bulunduğu yeri satın almasını önerdi. Dedenin ilk tepkisi, o çamurlu yerde ne yapacağını sormak oldu.

Yine de bir ortağıyla birlikte yeri aldı. Önce kiraya verdiler. Kendisi denizdeki işlerine devam etti.

Torununa yıllar sonra anlattığına göre, o günlerde turizmin geleceğini öngörmemişti. İmkânı olsa da kıyının ileride nasıl değişeceğini bilmiyordu. Restoranın temeli, gündelik hayatın içindeki bu alışverişle atılmıştı.

Yıllar sonra, ellili yaşlarını geçtiğinde, balıkçılığın ve balıkhanenin sorumluluğunu oğluna bıraktı. Eşiyle birlikte kiradaki yeri geri alıp restoranı işletmeye başladı. Düşünceleri sadeydi: Burası balıkçının yeri olacaktı. Adı da İsmet’ti.

Torununun anlatımında, restoranın turizmle birlikte hareketlendiği dönem yaklaşık 1987’ye denk geliyor. Aktur’dan gelen misafirler sofralara oturuyor, işletme yazın açılıp kışın kapanıyordu. Babaannenin yönettiği mutfak, dedenin ticari tecrübesi ve ailenin emeğiyle Balıkçı İsmet kendi çevresini oluşturdu.

Balıkçı İsmet’in eski görünümü.
AİLE ARŞİVİBalıkçı İsmet’in eski görünümü.
Eski tabela önünde bir hatıra.
AİLE ARŞİVİEski tabela önünde bir hatıra.
Eski iskele ve kıyıdan bir kare.
AİLE ARŞİVİEski iskele ve kıyıdan bir kare.

Restoran aynı zamanda ailenin yaşadığı yerdi. Üst katta kalıyor, çocukları ve torunları ağırlıyorlardı. İşle ev hayatı iç içeydi. Torunlar orada yemek yiyor, uyuyor, büyüyor; bir işletmenin günlük telaşını çocuk yaşta tanıyordu.

Restoranın önünde misafirlerle bir hatıra.
AİLE ARŞİVİRestoranın önünde misafirlerle bir hatıra.
Balıkçı İsmet’te bir misafir sofrası.
AİLE ARŞİVİBalıkçı İsmet’te bir misafir sofrası.
Deniz kenarında kurulan sofralardan.
AİLE ARŞİVİDeniz kenarında kurulan sofralardan.

Dede İsmet, onları çalışmaya da küçük yaşta alıştırdı. Deniz bisikleti alıp kiralamalarını söylüyor; küçük İsmet’in eline buz, su ve meşrubat dolu bir kova verip sahile gönderiyordu. İsmet daha çocukken satış yapmayı, insanlarla konuşmayı ve para kazanmayı öğrendi.

İsmet ve dedesi.
AİLE ARŞİVİİsmet ve dedesi.

Dedesinin ona ayrı bir düşkünlüğü vardı. Kendi adını taşıyan torununa karşı, başkalarına gösterdiği sertliği her zaman gösteremiyordu. İsmet de bunu saklamıyor; o sevgiden ve hoşgörüden zaman zaman fazlasıyla yararlandığını anlatıyor.

Ailenin ikinci kuşağının yolu ise daha çok denizden geçti.

Babası gençliğinde balıkçı olmayı seçmiş, teknelerde yetişmişti. Dede İsmet oğlunu okutmak istese de onun gönlü denizdeydi. Uzun yıllar balıkçılık yaptı. Yaklaşık 1992’de yaptırdıkları guletle turizm ve gezi tekneciliği de aile işlerine katıldı. Balıkçılık sürerken denizde yeni bir gelir kapısı açılmıştı.

İsmet’in çocukluğundan hatırladığı aile hayatında teknenin yeri hep vardı. İşler değişse de denizle bağları kopmadı.

Dede İsmet yaklaşık 2002’de kalp rahatsızlığı geçirince oğlunu restorana çağırdı. Artık yükünü hafifletmesi gerekiyordu.

Babası için denizden karadaki işletmeye geçmek kolay değildi. İsmet, babasının asıl mesleğinin kaptanlık olduğunu açıkça anlatıyor. Deniz hayatının alışkanlıklarıyla restoran işletmeciliğinin beklentileri her zaman örtüşmüyordu. Ancak babasının o dönemde üstlendiği sorumluluğu da teslim ediyor: İşletmeyi korudu, ailesinin geçimini sağladı, çocuklarını okuttu. Restoranın büyümesinin durduğu yıllarda aile mirasının devam etmesini sağladı.

Torun İsmet’in bu mirası sahiplenmesi zaman aldı.

Kendi gençliğini anlatırken hatalarını saklamıyor. Savrukluğunu, ailesine verdiği maddi zararları ve kendisine duyulan güveni nasıl aşındırdığını kabul ediyor. Aile işlerinde çalışsa da kazandığını koruyamadığı, sorumluluk almakta zorlandığı bir dönem yaşadı.

Önce annesinin, ardından dedesinin kaybıyla, onu zor durumlarda koruyan iki önemli insanı yitirdi. Bu kayıplar, hayatına ve kendi davranışlarına başka türlü bakmasına neden oldu. Aldığı profesyonel desteğin de yardımıyla, enerjisini verebileceği bir işe tutunması gerektiğini gördü.

Babası ona yeniden bir sorumluluk verdi: Tekneyi çalıştıracaktı.

İsmet bu kez işin peşine düştü. Müşteri bulmaya, turları doldurmaya, işletmeyi yürütmeye çalıştı. Yaklaşık üç yıl içinde bir ivme yakaladı. Ardından yakın arkadaşı Turan’la birlikte çalışmaya başladı.

Teknede Turan’ın yemek konusundaki yeteneğini gördü. Turan mutfakta yaratıcıydı; elindeki malzemeyle iyi yemekler çıkarıyordu. Birlikte çalıştıkça birbirlerini tamamladıklarını fark ettiler. Bu ortaklıktan yeni bir fikir doğdu: Restoranı kışın da açmak.

Babasını ikna etmek kolay olmadı. Babası işlerin zayıf olduğu bir dönemde yeni borçlardan endişe ediyordu. İsmet ise kendisine bir şans verilmesini istedi.

Eşinin yaklaşımı da bu kararında etkili oldu. Yazın çalışıp kışın boşta kalmasına itiraz ediyor, yıl boyunca süren bir çalışma düzeninin gerekliliğini hatırlatıyordu. İsmet’in hayatına getirdiği disiplin, restoranı açma düşüncesini güçlendirdi.

Sonunda başladılar. Turan mutfağı üstlendi, İsmet misafirleri.

İsmet’in unutamadığı başlangıç rakamı, bir günün 250 liralık cirosuydu. Büyük bir ekip kuracak, deneyimli çalışanları bir araya getirecek imkânları yoktu. Önce insanları getirmeleri gerekiyordu.

Yol kenarına bidonlar koyup etrafında sohbetler başlattılar. Arkadaşlarını, tanıdıklarını, Bodrum’daki büyüklerini çağırdılar. İsmet yoldan geçenlere sesleniyor, uğramalarını istiyor, destek beklediğini çekinmeden söylüyordu.

Mutfakta da ellerinden gelenle başladılar. Turan’ın yaptığı yoğurtlu kızartma ve klasik Bodrum lezzetleri sofralara çıktı. Günün şartlarında iyi yapabildikleri yemekleri sundular. İnsanlar geldikçe sofralar kuruldu, sohbetler uzadı, işletme yavaş yavaş hareketlendi.

Kışın iş yapmak kolay değildi. Sahilden geçenlerin çoğu yalnızca yürüyüş yapıyor, restoranın önünden geçip gidiyordu. Çalışan bulmakta zorlandılar. Gelenler oldu, işlerin azlığını görüp ayrılanlar oldu.

Yine de devam ettiler.

Müşteri geldikçe gelir arttı, gelir arttıkça mutfağın ihtiyaçları karşılandı. Ekipmanlar zamanla alındı, eksikler adım adım tamamlandı. Destek olan insanlar çıktı karşılarına. Hayal kırıklıkları da yaşadılar. İsmet’in anlatısında bugünkü konumlarına gelişleri, her gün biraz daha çalışarak ve bir önceki günün üzerine bir şey ekleyerek gerçekleşti.

Bu değişimi babaannesi de gördü. Bir zamanlar savrukluğu yüzünden mesafeli durduğu torununun işi sahiplenmesi onu memnun etti. Restoranın yıllarca yükünü taşımış bir kadın olarak, verilen emeğin ne anlama geldiğini biliyordu. İsmet için onun desteğini hissetmek, aile içinde yeniden güven kazanmasının da bir parçasıydı.

Balıkçı İsmet’in üç kuşaklık hikâyesinde herkes farklı bir sorumluluk üstlendi. Dede İsmet denizde kazandığını kıyıda bir işletmeye dönüştürdü. Oğlu zor yıllarda o işletmeyi ve ailesini ayakta tuttu. Torun İsmet, Turan’ın mutfaktaki emeğiyle kendi insan ilişkilerini ve çalışma isteğini birleştirerek restoranı yeniden büyütmeye başladı. Babaannenin yıllarca sürdürdüğü düzen ve eşinin verdiği destek de bu yolculuğun içinde yerini aldı.

Bir zamanlar dedesinin adını taşıdığı için ayrıcalık gören çocuk, sonunda aynı adı taşıyan işletmenin sorumluluğunu üstlendi. Sahilde elindeki kovayla meşrubat sattığı günlerden, misafirlerini kendi kapısında karşıladığı günlere geldi.

Babasının sözü, bütün bu yolun sonunda başka bir anlam kazanıyor:

“İyi ki İsmet’e dedesinin adını koymuşum. Bodrum’a çok yakıştı.”

SOFRAYA BUYURUN

MASA AYIRT